Ana Sayfaya Dönüş    Site Hakkında    Sık Kulanılanlara Ekle    Bağlantılar    Kaynaklar

 

 

Su Çeşitleri  |  Kimyasallar ve Sağlımız  |  Suda Olması Gereken Özellikler  |  Suyun Kimyasal Özellikleri  | Suyun Biyolojik Özellikleri 

 Su Arıtım Cihazları, Doğal Kaynak Suları | Basında Su ile İlgili Haber |  Suyun Güzellikleriİletişim | Haber Bülteni Üyeliği   

 

 

 

Gazete ve Televizyonda Su ile İlgili Haberler

 


Sabah Gazetesi, 18.7.2006
Yeraltı kuyusunda arsenik saptandı
Avrupa'nın en büyük altın rezervi bulunan ve geçen hafta yapılan resmi açılış töreniyle altın üretimine başlanan Uşak'ın Eşme ilçesinde, şehir içme suyunun sağlandığı yeraltı kuyularının birinde arsenik saptandı. Eşme Belediye Başkanı Ahmet Yıldırım, ilçeye içme suyu sağlamak amacıyla geçen yıl Kolonkaya bölgesinde açılan üç kuyudan birinde arsenik çıktığını söyledi. Yıldırım, şunları kaydetti: "Eşme'ye içme suyu sağlayan 3 kuyudan birinde yapılan tahliller sonucu arsenik tespit ettik. Bu kuyuyu kapattık. Diğer iki kuyuda ise olumsuz bir durum yok. Onlardan şehre su vermeye devam ediyoruz, ayrıca eski Güllü Deresi'nden gelen su şebekesinden de şehir besleniyor. Durum incelenecek, bununla ilgili çalışma sürüyor.'' Öte yandan, içme suyu kuyusunda arsenik tespit edilmesinin, kuyuların yakındaki Kışladağ bölgesinde faaliyet gösteren altın madeninden kaynaklanmış olabileceği iddia ediliyor.

 

Sabah Gazetesi, 19.04.2006
Yüzlerce köye içme suyu


Doğu Anadolu Bölgesi'nde ''Köylerin Altyapısını Destekleme Projesi''
kapsamında köyler şantiyeye dönüyor. Proje kapsamında yüzlerce köy
içme suyu şebekesine, binlerce dönüm tarım arazisi de suya
kavuşacak.

Bahar mevsiminin gelmesiyle birlikte köylerin altyapı
sorunlarınınçözümü için uygulamaya konulan KÖYDES projesi
kapsamındaki çalışmalar başlatıldı. Doğu Anadolu Bölgesi'nin 7 iline
ait il özel idaresine bağlı köye yönelik hizmet birimleri iş sezonu
açılışlarını yapmaya başladı.

Köylerin altyapı sorunun çözümüne yönelik en kapsamlı
projelerden biri olarak nitelendirilen KÖYDES kapsamında Erzurum,
Kars, Ardahan, Muş, Bingöl, Tunceli ve Iğdır'da yıl içinde toplam
186 milyon 317 bin YTL harcama yapılacak.

Öngörülen çalışmalarla 7 ile bağlı 569 köye içme suyu şebekesi
yapılacak, 113 de sulama amaçlı proje hayatiyete geçirilecek. Sulama
amaçlı projeler ile de binlerce dönüm tarım arazisi suya kavuşacak.
Ayrıca bu illerde 20'yi aşkın hayvan içme suyu göleti yıl içinde
bitirilecek.

Köy yollarının kalitesinin artırılması amacıyla 569 yerel proje
kapsamında yol yapım çalışmaları gerçekleştirilecek. Yüzlerce köy
yoluasfalt kaplama yapılacak veya stabilize edilecek. Ayrıca birçok
köprü ve menfez yapılacak.

Köylerde yaşanan kanalizasyon sorununun çözümüne yönelik faaliyetler
çerçevesinde 7 ilde 72 köye kanalizasyon şebekesi döşenecek.

İLLER GÖRE YAPILACAK YATIRIMLAR

Erzurum'da yıl içinde 88 köye içme suyu şebekesi kurulacak, 47 grup
köy yolunda ise asfalt ve stabilize çalışması yapılacak. 21 sulama
tesisinin yapılacağı Erzurum'da, 16 köye de kanalizasyon şebekesi
kurulacak.

Kars'ta 73 köyün içme suyu sorununu çözülecek proje kapsamında,
62köy yolu yapılacak, 8 köye kanalizasyon şebekesi kurulacak Kars'ta
12 de hayvan içme suyu göleti inşa edilecek.

Ardahan'da 73 köye içme suyu, 8 köye kanalizasyon şebekesi
döşenecek. Ayrıca 5 hayvan içme suyu göletinin ve 54 köy yolunun da
yapımı gerçekleşecek.

Muş'ta 69 köye içme suyu, 4 köye kanalizasyon şebekesinin yanı sıra
39 köy yolu ile 17 sulama tesisinin yıl içinde yapımı planlanıyor.

Bingöl'de 78 köye içme suyu, 19 köye kanalizasyon şebekesi
kurulacak, 96 köy yolu, 17 sulama tesisi kurulacak. Tunceli'de 82
içme suyu, 10 kanalizasyon şebekesinin yapımının yanı sıra, 35
sulama tesisi ve 122 köy yolu yapımı planlanıyor. Iğdır'da ise 135
köy içme suyuna kavuşacak, 12 köyde kanalizasyon şebekesi yapılacak.
125 köy yolunun yapılacağı Iğdır'da 21 sulama tesisi kurulacak.

KÖYLERİN ALTYAPI SORUNU BİTECEK

Erzurum İl Özel İdare Genel Sekreteri Ramazan Sodan, KÖYDES Projesi
ile köylerin altyapı sorunlarının yüzdü 90-95 oranında biteceğini
ifade etti.

Sodan, yaptığı açıklamada, projenin Cumhuriyet tarihi boyunca
köylere yönelik en büyük projelerden birisi olduğuna dikkat çekerek,
''KÖYDES Projesi ile uzun yıllardır yaşanan altyapı sorunları büyük
oranda bitecek. Köylerimiz sağlıklı ve yeterli altyapıhizmetlerine
kavuşacak'' dedi.

Erzurum'a proje kapsamında 44 milyon 926 bin YTL ödenek ayrıldığını
anlatan Sodan, ilk etapta bu ödeneğin 13 milyon 478 bin YTL'sinin
geldiğini bildirdi ve ''Köylerimiz şantiyeye dönecek. Kış mevsimine
kadar birçok altyapı sorununu çözeceğiz'' diye konuştu.

 

 

Hürriyet 24 Mayıs 2006
Su deposuna kanalizasyon karıştı

Ankara’nın Polatlı İlçesi’nde bulantı ve kusma şikayetiyle hastaneye
başvuran 47 kişinin su deposuna kanalizasyon karışması sonucu
hastalandığı anlaşıldı.

Polatlı Organize Sanayi Bölgesi’nde çalışan 37 işçi ile yakındaki
Tozlu Köyü’nden 10 hastanın tedavilerini yapan hastane yetkilileri
sudan zehirlenmiş olabilirler uyarısında bulundu. Polatlı Sağlık
Grup Başkanlığı, Organize Sanayi ile Tozlu Köyü’nün aynı su
deposundan yararlandığını, depoya kanalizasyon karıştığının tespit
edildiğini açıkladı.

 

 

 


Anadolu Ajansı 25.3.2003
 

Emet Çayı'na "kullanılmaz raporu"
Kütahya'nın Emet İlçesi'nde, 33 yıldan beri içilen yüksek oranda arsenik
içeren şebeke suyuna çözüm bulunamadan, bu kez tarımsal sulamada
kullanılan Emet Çayı için de 25 yıl önce ''bor içerdiği'' gerekçesiyle
''kullanılamaz'' raporu verildiği ortaya çıktı.
İlçeye, Emet-Gediz depremi sonrası 1970 yılında getirilen içme suyunun
rahatsızlıklara neden olması üzerine Emetliler Dayanışma Derneği'nin
MTA'ya yaptırdığı su analizinde şebeke suyunda tehlikeli oranda arsenik
bulunduğu belirlenmişti.

Sağlık Bakanlığı ve Kütahya Valiliği'nin uyarılarına karşın,
alternatifleri bulunmadığı için ''arsenikli'' suyu kullanmaya devam eden
Emetliler, şimdi de tarımsal üretimde kullanılan Emet Çayı'nın, bor madeni
içermesi nedeniyle ''zirai sulamada kullanılamayacağı'' raporuyla karşı
karşıya kaldı.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Eskişehir 15. Bölge Müdürlüğü'nce hazırlanan
30.06.1978 tarih ve 20 nolu raporda, Emet Çayı'ndan alınan numunelerde
yüksek miktarda bor madenine rastlandığı, bunun bitkiler için tehlike arz
ettiği belirtilerek, ''zirai sulamada kullanılamaz'' görüşüne yer verildi.


SUYU KULLANANLARIN ARAZİLERİ KURUDU

Emet Ziraat Odası Başkanı İsmail Yüksel, İğde, Yenice ve Doğanlar köyleri
ile Eğrigöz Beldesi'nde, sulamada Emet Çayı'nın kullanıldığı tarım
alanlarının kuruduğunu bildirdi.

Bor madeni taşıyan kamyonların geçtiği yolların çevresindeki tarım
arazilerinde de bozulma olduğunu savunan Yüksel, ''Bor, tarım alanları
için tehlikeli bir maden. Tarım alanlarının yok olmasını önlemek için
gerekli önlemler alınmalı. Raporla ilgili bugüne kadar üretici neden
uyarılmadı, bunu da Tarım ve Köyişleri Bakanlığı nezdinde araştıracağım''
dedi.

İlçe Tarım Müdürlüğü yetkilileri ise bölgedeki arazi sahiplerinin kişisel
başvuruları sonucu 25 yıl önce hazırlanan bu rapordan bilgilerinin
olmadığını söylediler. Raporu alanların, ilçe tarım müdürlüğüne bilgi
vermediklerini kaydeden yetkililer, ''Raporda iddia edilen konu
araştırılacak. Çay, tarım arazileri için tehlike arz ediyorsa, üreticilere
gerekli uyarı yapılacak'' dediler.

Bölgedeki tarım arazilerinin ağırlıklı olarak baraj ve göletlerden
sulandığını, Emet Çayı'nın ise az sayıda üretici tarafından sulama amaçlı
kullanıldığını ifade eden yetkililer, ''Bor madeninin yoğun olarak
bulunduğu suyla sulama yapıldığında, tarım alanları kurur. Kısa süre
içinde o bölgede tarım yapılamaz. Bölgedeki bazı tarım alanlarının
kurumasında tek etken Emet Çayı mı, değil mi araştırılacak. Ayrıca, 25 yıl
önce hazırlanan raporun güncelleşmesi gerekir. Bu konuda da gerekli
girişimde bulunacağız'' diye konuştular.

 

 

 

TV8 30.11.2005
 

SALGININ NEDENİ İÇME SUYU
Malatya il merkezindeki şehir içme suyu ile ilgili laboratuvar
incelemesinde, salgın nedeni olarak şehir içme suyunda rotavirus
antijeninin saptandığı, bu antijene hastaların dışkılarında da
rastlanıldığı bildirildi.

Ayrıca il sağlık müdürlüğünden üniversiteye gönderilen su
örneklerinde de kolibasiline rastlandığı kaydedildi.
İnönü Üniversitesi'nden yapılan yazılı açıklamada, şebeke suyunun
kullanıldığı yerleşim bölgelerinde son birkaç aydan bu yana bulantı, kusma
ve ishal yakınmalarıyla hastaların resmi ve özel sağlık kuruluşlarına
başvurduğu belirtildi.
Bu yakınmalarla başvuran hasta sayısının resmi rakamlara göre 5 bine
yaklaştığı, bütün hastaların kayıt edilmediği düşünüldüğünde bu sayının
çok daha yüksek düzeylerde olduğu kabul edilmesi gerektiği ifade edilen
açıklamada, şunlar kaydedildi:
''Hergün ilimizdeki hastanelere yaklaşık 200-250 hasta bu
yakınmalarla başvurmaktadır. Ancak her hasta kayıt altına alınmadığı gibi
çeşitli nedenlerle bir sağlık kuruluşuna başvurmayan hastalar da
mevcuttur. Bu durumda günlük hastalanan kişi sayısının kayıtlı olan
200-250'nin çok üstünde olduğu aşikardır. Bu durum halk sağlığı açısından
bakıldığında bir salgın hastalık olarak değerlendirilmelidir.'' Şehir içme
suyunda ve hastaların dışkısında gerekli laboratuvar incelemelerinin
üniversite hastanesinde yapıldığı ve incelemeler sonunda salgının nedeni
olarak içme suyunda rotavirüs antijeni saptandığı vurgulanan açıklamada,
şöyle denildi:
''Aynı antijene hastaların dışkısında da rastlanmıştır. Ayrıca İl
Sağlık Müdürlüğü'nden resmi olarak üniversitemize gönderilen su
örneklerinde de koli basili saptanmıştır. Yaşanan olay bir salgındır. Bu
salgına il merkezi içme suyunun kontaminasyonu, yani kirlenmesi neden
olmuştur.''
Malatya Eczacılar Odası Başkanı Bülent Köse, Malatya'da meydana gelen
ishal hastalığının maliyetinin 5 trilyon lira civarında olduğunu belirtti.
Köse, "Bir haftada 40 bin kutu ishalla ilgili ilaçlar satıldı. Maliyeti
900 milyar, yaklaşık 1 trilyon liradır. Bunlara serum, karın ağrısı ve
kusmayla ilgili ilaçlar, hastanede tetkik ve tedavileri de eklersek, bu
vakayla ilgili 5 trilyon lira civarında sağlık gideri olmuştur"dedi. Köse,
endişe ve korkularının bu salgının tifo hastalığına dönüşmesi olduğunu
söyledi.
Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Turan Buzgan,
Refik Saydım Hıfzıssıhha Enstitüsü'nün yaptığı incelemelerin ardından,
Malatya'nın ana şebeke suyunun temiz olduğunun, kirlilik bulgusu saptanan
bölgeleri besleyen şebekenin ise lokal olarak kirlilik gösterdiğinin
anlaşıldığını bildirdi.
Buzgan, Refik Saydım Hıfzıssıhha Enstitüsü Başkanı Doç. Dr. Turan
Aslan ile birlikte Sağlık Bakanlığı'nda düzenlediği basın toplantısında,
21 Kasım 2006 tarihinde Malatya il merkezinde artan gastoenterit vakaları
dolayısıyla sürdürülen çalışma ve incelemelerin ön sonuçlarını açıkladı.
Vakaları araştırmak üzere il sağlık müdürlüğünün koordinasyonunda 1
halk sağlığı uzmanı, 1 enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji
uzmanı, 1 mikrobiyoloji ve klinik mikrobiyoloji uzmanından oluşan bir
komisyon kurulduğunu anımsatan Buzgan, ayrıca konunun uzmanlarından oluşan
5 kişilik bir heyetin yerinde inceleme ve değerlendirme için
görevlendirildiğini kaydetti.
Konuyla ilgili olarak tüm kamu ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarının
incelemeye alındığını belirten Buzgan, 21 Kasım'da 516, 22 Kasım'da 526,
23 Kasım'da 551, 24 Kasım'da 638, 25 Kasım'da 983, 26 Kasım'da 625, 27
Kasım'da 768, 28 Kasım'da 1078 olmak üzere toplam 6585 vaka tespit
edildiğini bildirdi.
Hastaların semptomlarına bakıldığında, çoğunlukla ishal,
bulantı-kusma, karın ağrısı tarzında kliniklerinin olduğunun anlaşıldığına
dikkati çeken Buzgan, vakaların çoğunun ayaktan takip ve tedavileri
sürdürülen hafif seyirli vakalar olduğunu, hayatı tehdit edici tarzda ağır
vakaya rastlanmadığını belirtti.
-''2 İÇME SUYU ÖRNEĞİNDE KOLİFORM BAKTERİ BULUNDU''-
Buzgan, şöyle devam etti:
''Hastaların çoğunun rutin gaita incelemelerinde etiyolojiyi
açıklayacak önemli bir patoloji saptanmaması üzerine, ileri tetkik
yapılmış ve birçok gaita örneğinde rota virüs antijenleri saptanmıştır.
Vaka sayısındaki yüksekliğin su kaynaklı bir bulaşmaya işaret ettiği
düşünüldüğünden, olay başlangıcından itibaren çok noktadan su örnekleri
alınmıştır. Refik Saydam Hıfzısıhha Merkezi Başkanlığı laboratuarlarındaki
inceleme sonuçlarına göre 2 içme suyu örneğinde (İskender Mahallesi
İncirlik Cami çeşmesi suyu ve Zafer Mahallesi Gündoğdu Caddesi Münevver
çeşmesi örnekleri) koliform bakteri tespit edilmiştir. Diğer su
örneklerinde henüz kirlilik bulgusu kriterleri saptanmamıştır.
Bu sonuçların ilk değerlendirmesine göre, şehrin ana şebeke suyunun
temiz olduğu, kirlilik bulgusu saptanan bölgeleri besleyen şebekenin lokal
olarak kirlilik gösterdiği anlaşılmıştır.''
Malatya Sağlık Müdürlüğü ve Malatya Belediye Başkanlığı işbirliğinde
su tetkiki ve sulardaki klor seviyesinin daha çok noktadan ve daha sık
aralıklarla ölçülmeye başlandığını belirten Buzgan, şebeke suyunun uç
noktalarındaki klor seviyesinin 0.0 ppm'den daha düşük olmaması için
hiperklorizasyon uygulamasına geçildiğini kaydetti. Buzgan, şebeke suyuna
kirlenme ihtimali gösteren bölgelerin belediye teknik ekiplerinde
kontrolünün sürdürüldüğünü bildirdi.
Sağlık kurum ve kuruluşlarına gerekli personel desteğinin
sağlandığını, yatak, ilaç ve hekim sıkıntısının bulunmadığını vurgulayan
Buzgan, rota virüs ishallerinin genellikle 2-5 gün içerisinde sonlanan
hafif seyirli bir kliniğe sahip olduğunu ve kronikleşmenin nadir olarak
görüldüğünü kaydetti.
Buzgan, korunma için el ve çevre temizliğinin oldukça önemli
olduğunu, sorunun ortadan kalktığı ilgili mercilerce açıklanıncaya kadar
şebeke sularının hiperklorlama ile dezenfeksiyonunun ve gerekli durumlarda
içme ve gıda işlerinde kullanılacak suyun kaynatıldıktan sonra
tüketilmesinin gerektiğini söyledi. Buzgan, ayrıca, çiğ sebze ve meyve
tüketiminin hijyen kurallarına uygun bir şekilde olması gerektiğinin de
akıldan çıkarılmaması gerektiğini belirtti.

 

 

 

28.03.2005
 

Bangledeş`te Sular Zehir Saçıyor
Bangladeş’te 10 milyon kuyunun yaklaşık yarısı doğal arsenle zehirlenmiş
durumda ve onbinlerce insan hasta. Fakat daha milyonlarca insanı cilt,
solunum yolları ve kanser hastalıkları tehdit ediyor. Bu kuyular, 70’li
yıllarda uluslararası yardımlarla kirli sudan kaynaklanabilecek salgın
hastalıkları önlemek amacıyla açılmıştı.

33 yaşındaki Yahya beş yıldan beri düzenli olarak Ramganj’dan 80 kilometre
ötedeki Dakka’ya geliyor. Bangladeş’in başkentindeki “Community Hastanesi”
doktorları kemoterapi uygulayarak, Yahya’yı yaşatmaya çalışıyor. Genç
Bangladeşli, yaklaşık 20 yıldır, arsen zehirlenmesinin sonuçlarından
çekiyor.

Fakat hastalığının nedenini öğrenmesinin uzun zaman aldığını söyleyen
Yahya “1988 yılından beri cildimdeki sorunlardan dolayı tedavi görüyordum.
Kimse sorunun nedenini bilemiyordu. 1997 yılında kanser teşhisi kondu. Ama
ancak ondan sonra bütün bunların nedeninin, içme suyundaki arsen olduğu
anlaşıldı. Artık ne okuyabiliyor, ne de çalışabiliyorum. Geleceğim yok”
diye konuşuyor. Yahya’nın 50’den fazla komşusu da hasta. Hepsinin aynı
kuyunun suyunu kullandığını belirten Yahya, “Suyun zehirli olabileceği
hiçbirimizin aklına gelmedi“ diyor.

Kansere neden oluyor

“Dakka Community Hastanesi” tüm ülkeden en ağır vakaları kabul ediyor. On
yıldan beri, birçok hastalığın nedeni biliniyor. Uzman doktorlardan
Probirkumar Banerjee, artık vakaları erken teşhise çalıştıklarını
belirtiyor. Vakaların çoğunda önce cilt rahatsızlıkları olduğunu belirten
Banerjee, “Sonra solunum güçlükleri başlıyor ve kanser ortaya çıkıyor.
Fakat arsen zehirlenmeleri önce hep ciltte ortaya çıkıyor. Bunu
belirlemeye çalışıyoruz. Tüm ülkede teşhis merkezlerimiz var. Oralarda
hastalıklar belirlenebilirse, hızla tedavi edebiliyoruz” diyor.

Sorunun kökeni 30 yıl öncesinde yatıyor. O tarihte tüm dünya, kanlı
bağımsızlık savaşından yeni çıkan Bangladeş’teki dehşetli temizlik
sorunundan sarsılmıştı. Kalkınma yardımlarıyla dev bir kuyu açma programı
gerçekleştirildi. Bunun başını da BM Çocuklara Yardım Örgütü, UNICEF
çekti. İyi niyetle hareket ettiklerini belirten UNICEF’in su uzmanı
Şefikul İslam, “Temiz içme suyu sağlamak için kuyular açmak istiyorduk.
Çünkü 70’li yılların başında kirli içme suyundan kaynaklanan birçok ishal
ve kolera salgınları vardı. Binlerce çocuk ölüyordu” diyor.

Kuyuların yarısı zehirli

Bangledeş’te 70’li ve 80’li yıllarda 10 milyon kuyu açıldı. Suyun doğal
arsen içerip içermediği ise incelenmedi. Ancak komşu Hindistan’da ilk
arsen zehirlenmeleri ortaya çıktıktan sonra Bangladeş’te de aranmaya
başlandı. Ve bulundu: Kuyuların yaklaşık yarısı zehirli. Onbinlerce hasta
var.

Yaklaşık 50 milyon insan, Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği azami
miktardan fazla arsen alıyor bedenine. Şimdi yine dev bir proje sürüyor,
arsensiz içme suyu sağlama projesi. Ancak bu kolay değil. Birçok göl ve
derenin suyu çok kirli, filtre sistemlerinin bakımının düzenli yapılması
gerekli, derin kuyular pahalı. Başta UNICEF olmak üzere uluslararası
kuruluşlar, Bangladeş’te bu sorundan etkilenenler için, köy köy, bölge
bölge çözümler üretiyor. Fakat sorunun hızla çözüleceği sözünü
veremiyorlar.


 

 


 

Anadolu Ajansı

Şırnak'ta da içme suyu kirli çıktı
 

Malatya'dan sonra Şırnak'ta da içme suyu kirli çıktı. Labaratuvar
sonuçlarını inceleyen Şırnak Valiliği, şehir suyunun içilemez durumda
olduğunu bildirdi. Şırnak Vali Yardımcısı Mümin Öztürk imzalı yazılı
açıklamada, Sağlık Müdürlüğü'nce Diyarbakır'a gönderilen şehir şebeke içme
suyu numuneleriyle ilgili sonuçların geldiğini belirtildi. Rapora göre
şehir suyunun içilemez durumda olduğunu kaydedilerek, "Vatandaşlarımızın
ikinci bir bildirime kadar şehir suyunu içmemeleri, mecbur kalınırsa
kaynatarak içmeleri gerekmektedir'' denildi. Şırnak Belediye Başkanı Ahmet
Ertak ise, sorunun ana depoda yaklaşık 10 gündür devam eden arıza ve buna
bağlı eksik klorlamadan kaynaklandığını ifade etti. Devlet Hastanesi'ne
son bir hafta içerisinde 50 kadar dizanteri vakası geldiği öğrenildi.
ŞIRNAK / MERKEZ

 

Anadolu Ajansı 14 Haziran 2006


Şırnak’ta su sorunu 2007’de bitiyor
Şırnak’ta su sorununu çözümü için 1 milyon YTL’lik ödenek ayrıldığını
belirten valilik, kentin 2007 yılı sonunda sağlıklı içme suyuna
kavuşacağını açıkladı.

Şırnak’da yıllardır süren içme suyu probleminin çözüme kavuşması için ilk
adımın atıldığı kaydedilen açıklamada, “Şırnak’ın içme suyu, maden
ocaklarının bulunduğu sahadan temin ediliyordu. Bu nedenle sağlık
açısından problem yaratmaktaydı. Kaynakların küçük olması sebebiyle kentin
ihtiyacı karşılanamamaktaydı” denildi.

Açıklamada, 1 milyon YTL’lik ödeneğin ayrıldığı proje için çalışmalara
başlanacağı, 2007 yılı sonunda Şırnak’ın sağlıklı içme suyuna kavuşacağı
ifade edildi.

 

 

 

 

SABAH ŞUBAT 1999
 

Yudum yudum radyasyon

Balıkesir'in Sındırgı ilçesinin içme suyu şebekesinden alınan örneklerde,
radyasyon oranı yüksek çıktı
Balıkesir- Balıkesir'in 12 bin nüfuslu Sındırgı ilçesinin şebeke suyundaki
radyasyon oranını belirlemek amacıyla Türkiye Atom Enerji Kurumu'na (TAEK)
gönderilen su örnekleri, analiz sonucunda radyasyonlu çıktı.TAEK
tarafından Sındırgı Kaymakamlığı'na da gönderilen su örnek analiz
raporunda, ilçeye su sağlayan Emendere kaynağında alfa oranı 0.42, beta
0.29, Çaygören Barajı'nda alfa 0.07, beta 0.07 ile Yaylacık suyunun
birleştiği su deposunda ortalama alfa oranı 0.19 olarak belirlendi.TAEK
raporunun tahlil sonuç bölümünde, "Merkez, Yenisu ve Emendere sularında
radyoaktivite ve konsantrasyonlar, limitin üzerinde bulunduğu için
içmesuyu olarak kullanılması sakıncalıdır" denildi.Sındırgı Kaymakamı
İrfan Balkanlıoğlu, ilçe içme suyu ile ilgili olarak geçmişte yapılan
değerlendirmelerin doğru çıktığını, kaplıca havzasında yer alan Emendere
kaynağında radyasyon oranının yüksek çıktığını, bu sudaki sorunun, alfa
ışını ile ilgili olduğunu söyledi.
İçmek kesinlikle yasak
Sudaki normal alfa değerinin binde 0.037 olması gerekirken yüzde 0.42
çıktığına, bu oranın da sağlık açısından sakıncalı olduğuna dikkati çeken
Balkanlıoğlu, TAEK'in 29 Ocak 1999 tarihli su analiz raporunda da şebeke
suyunun içme suyu olarak kullanılmasının sakıncalı olduğunun, sadece
kullanım suyu olarak değerlendirilebileceğinin ifade edildiğini
bildirdi.Balkanlıoğlu, Balıkesir Valisi Alaaddin Yüksel'in, ilçe su
kaynaklarıyla yakından ilgilendiğini, ildeki konuyla ilgili tüm yatırımcı
kuruluşlarla toplantılar yaptığını anlattı. Söz konusu girişimler
sonucunda İller Bankası'nca ilçeye yeni su kaynakları bulmak, eskilerini
devreden çıkartmak amacıyla 6 ayrı noktada sondaj çalışması
başlatıldı.Sındırgı merkez ve köylerdeki 15 ayrı su kaynağından da
örnekler alınarak, TAEK'e incelenmek üzere gönderildiğini belirten
Kaymakam Balkanlıoğlu, bölgedeki tüm su kaynaklarında, kimyasal ve
biyolojik yönden insan, hayvan ve bitki yaşamı üzerine etkilerinin
araştırıldığını ifade etti.Şimdilik sorun yokSındırgı Kaymakamı İrfan
Balkanlıoğlu, TAEK'in son raporundan sonra halkın bilgilendirildiğini,
Razaman ayında radyasyonla ilgili toplu yerlerde vatandaşlara bilgiler
verildiğini hatırlatarak, şöyle dedi:"Radyasyon oranı yüksek çıkan
Emendere su kaynagından şebekeye su aktarımı en kısa zamanda kesilecek.
Emendere, sadece kullanım amaçlı olarak değerlendirilecek. Çünkü Emendere
sıcak suyu kaplıca olarak uzun yıllardan beri kullanılıyor. Sadece içme
suyunda kullanılmayacak. Sudan kaynaklanan ciddi herhangi bir sorun bugüne
kadar ilçede yaşanmadı. Anomali benzeri doğumlar gerçekleşmedi. Ancak,
TAEK'in bilimsel raporunu ciddi biçimde değerlendirdik ve önerileri
doğrultusunda çalışmalar başlattık. Sındırgı'ya en geç 2 ay içinde
sağlıklı içmesuyu verilecek. 6 yeni kuyu açılacak."

 

 

Sabah Gazetesi 08.06.2002
 

Arsenikli Niksar-Ayvaz suyu İstanbul'un

göbeğindeki marketlerde bile  hâlâ satılıyor
Bu nasıl yasak?
Sağlık Bakanlığı'nın toplatılma kararı verdiği Niksar-Ayvaz suyu
market raflarından inmedi. Toplatma işlemini yapan İl Sağlık
Müdürlüğü'nün yetkilileri, 'Araştırdık; piyasada Niksar suyunu
bulamıyoruz'dese de, bize en yakın markete gidip bu suyu aldık
SAĞLIK Bakanlığı tarafından içindeki arsenik miktarının artması
nedeniyle toplatılmasına karar verilen Niksar suyu, süper
marketlerin ve bakkalların raflarında sıra sıra durmaya devam
ediyor.
Niksar-Ayvaz suyunun çıkarılıp, işlendiği merkez, Sağlık Bakanlığı
tarafından mühürlense de Avrupa Birliği'nin kabul ettiği (1 litrede
0.005 mg) orandan 24 kat daha fazla arsenik içeren ve kansere neden
olabilen Niksar suyunu İstanbul'un göbeği Nişantaşı'ndan aldık.
Dağıtımı haftalar önce yaptıklarını ve şu an kesinlikle hiçbir yere
dağıtım yapmadıklarını söyleyen Niksar yetkilileri, Sağlık
Bakanlığı'nın aldığı toplatma kararının İl Sağlık Müdürlüğü
tarafından uygulandığını söylüyorlar.
Alınan yasak kararının Sağlık Bakanlığı tarafından kendilerine
bildirildiğini belirten İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri
ise, toplatma işlemlerinin 'Çevre Sağlık Ekipleri' tarafından
yapıldığını, ancak piyasada Niksar'a ait su bulamadıklarını iddia
ediyor!

 

MİLLİYET 11.06.2006


Nehir Değil Zehir
Çarpık sanayileşme Ergene Nehri'ni öldürdü. Bir tek canlının bile
yaşayamadığı nehirden yayılan zehirli koku yüzünden çevre halkı
maske takıyor. Ama asıl tehlike, nehir suyunun yeraltı kaynaklarına
karışma ihtimali.




Trakya'nın en önemli nehirlerinden biri olan Ergene ve havzası, aşırı
sanayileşme ve bunun yarattığı kirlilik nedeniyle "ölüm nehri"ne dönüştü.
Çevresinde hiç bir canlının yaşayamadığı nehir, yüzlerce fabrika ve evsel
atıklarla kirlenerek bölgeyi de tehdit etmeye başladı.

Etrafa yayılan zehirli kokunun yaşamı güçleştirdiği, öğrencilerin
sınıflarda maskeyle ders yaptığı havzada, kirliliğin yeraltı sularına
karışma tehlikesi de korkuya neden oluyor. Fabrikaların birçoğunun
atıklarını arıtmadan nehre ve onu besleyen derelere akıtması sonucu nehir
suları, kimyasal ve biyolojik kirliliğin en üst düzeyine ulaşmış durumda.

İnsan sağlığı için tehlikeli
Trakya Üniversitesi'nin hazırladığı raporda, "Ergene Nehri'nde doğal hayat
bitti" ifadesine yer verildi. Toprağın, içme suyu, yeraltı suyu ve
yüzeysel su kaynaklarının bazı ağır metaller açısından kirlenmesinde evsel
ve endüstriyel atıkların rolünün büyük olduğunun vurgulandığı raporda
şöyle denildi:

"Bu atıkların doğrudan tarım arazilerine veya yüzeysel su kaynaklarına
boşaltılması ya da bir içme suyu iletişim hattının yakınından geçmesi, hem
toprakta hem de yüzeysel veya içme sularında ağır metal kirlenmesine neden
olmaktadır. Ancak gerek yerleşim merkezlerinden gerekse endüstrilerden ve
tarımsal etkinliklerden kaynaklanan atık suların akarsulara boşaltılması
sonucu, akarsuların bu atıkları özümleme kapasitesi giderek aşılmış ve
yoğun yerleşimlere sahne olan dünyanın önemli akarsuları, hiçbir amaçla
kullanılmayacak hatta sağlık için tehlikeli birer kaynak olmuşlardır."

Ergene Havzası sularını, doğudan batıya doğru akan Ergene Nehri'nin
topladığının belirtildiği raporda, özellikle yeraltı suyu kullanımının
arttığı yaz aylarında nehirdeki kirliliğin çok üst seviyelere çıktığı
vurgulandı. Raporda, "Analiz sonuçlarına bakıldığında Çorlu Deresi'nde ve
Ergene Nehri'nde doğal hayatın bittiği söylenebilir" denildi.

İçme suyuna lağım
Çerkezköy-Çorlu-Muratlı-Lüleburgaz dörtgenine "Trakya şeytan dörtgeni"
denildiğini belirten Tema Vakfı Lüleburgaz Temsilcisi Hakan Dedeoğlu,
Ergene Nehri'ndeki kirliliğin, Trakya'da üretilen ürünlerin yüzde 90'ının
tüketilmesinden dolayı İstanbul halkını da etkilediğini söyledi.

Dedeoğlu, "Trakya'da başta çarpık sanayileşmeden, evsel atıklardan ve
tarımda kullanılan ilaçların sonuçları da dahil olmak üzere çeşitli
kirliliklerden dolayı sağlık konusu çok ciddi yara almıştır. Özellikle
akciğer, cilt ve bağırsak kanserinde çok yoğun artış gözlenmektedir" diye
konuştu.
(Milliyet)


 

CNNTÜRK 28.04.2006
 

TÜBİTAK: Tuzla'da durum vahim

İstanbul'un Tuzla ilçesine bağlı Orhanlı beldesinde bulunan
tehlikeli atık varilleriyle ilgili TÜBİTAK raporu tamamlandı. Rapora
göre bölgede radyoaktivite belirtisi yok ama atıkların bir bölümü
oldukça zehirli.




Çevre ve Orman Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, raporda 'varillerin
etrafında detektörle radyoaktivite ölçümü yapıldığı ve radyoaktivite
belirtisine rastlanmadığı' belirtildi.

Raporda, "nı zamanda bölgede yüzeyden altı metre derinliğe kadar metal
tespiti yapabilen metal detektörü ile varil arama işlemi yapılmış ve
sinyal alınan bölgeler kireç ile işaretlenmiştir" denildi. Raporda
varillerle ilgili süreç şöyle özetlendi:
· Metal detektörleri ile yapılan tespit sonucu gömülü atıklar Konaşlı
Dere Yatağı Mevkii ve Değirmendere mevkiinde çıkarıldı.
· Varillerin yüzeye çıkarılması, varillerden akan madde ile kontamine
olmuş toprağın kazınarak alınması ve bunların bertarafa gönderilmesi 16
Nisanda başladı, 23 Nisan'da tamamlandı.
· Toplam 640 adet atık kimyasal varil (430 adet 200 kilogramlık büyük
metal varil, 210 adet orta boy farklı malzemeden variller) 2 bin çuval
kontamine granül atık, kırpıntı ve benzeri ile yaklaşık 560 ton kontamine
toprak olmak üzere toplam 876 bin 580 kilogram atık çıkarıldı.
· Bu atıklar lisanslı kamyonlarla düzenlenen 37 sefer ile İZAYDAŞ'a
gönderildi.
· Varillerinin içindeki maddelerden ve varillerin çıkarıldığı topraktan
günlük olarak numuneler alındı ve bu numuneler kimyasal niteliğinin
belirlenmesi ve toksisite analizlerinin yapılması için TÜBİTAK-MAM Kimya
ve Çevre Enstitüsü'ne gönderildi.
· Konaşlı Dere Yatağı mevkiinde alınan 12 numuneye ait 25 nisan tarihli
TÜBİTAK-MAM analiz raporunda toksisite değerlendirmesine göre '8 adet katı
numune - oldukça toksik (oldukça zehirli), 3 adet sıvı numune - çok toksik
(çok zehirli), 1 adet katı numune - az toksik (az zehirli)' olarak
belirlendi.
· 'Oldukça toksik' olarak belirlenen 8 adet katı atık numunesinin EC50
(efektif konsantrasyon; bakterinin yüzde 50'sini inhibe eden seyrelme
oranı) değeri yüzde 6.25 seyrelme oranıyla yapılan analizinde dahi yüzde
100'e ulaşan zehirli etki değeri gösterdi.

Raporda, "bu numunelerin alınan 12 numune içinde zehirli etkisinin en
yüksek olması, tehlike riskinin ne denli büyük olduğunu açıkça gözönüne
sermektedir. Diğer 4 numune de yüksek oranda zehirlilik içermektedir"
denildi.
(cnnturk.com)